28.02.2017
20096
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU:
28 ŞUBAT DARBESİNE NE KADAR KARŞIYSAK, 20 TEMMUZ DARBESİNE DE O KADAR KARŞIYIZ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Herkesin görüşüne saygımız var, herkesin inancına saygımız var, herkesin kimliğine saygımız var. Devlet dediğiniz kurum vatandaşına hizmet eder, elinde sopayla vatandaşını dizayn etmez. 28 Şubat darbesine ne kadar karşıysak, 20 Temmuz darbesine de o kadar karşıyız." dedi.


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:




Değerli arkadaşlarım, hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz, onur verdiniz. Engelli yurttaşlarımız buradalar. Hiç meraklanmayın, sizin sorunlarınızı bire bir biliyoruz; çözmek için elimizden gelen her türlü çabayı gösteriyoruz ve göstermeye de devam edeceğiz.  

FELSEFEMİZ İNSANA HİZMETTİR

Muhtar arkadaşlarım buradalar. Muhtar arkadaşlarımın pozisyonuna da biraz sonra değineceğim Anayasa değişiklikleri bağlamında. Emek Bürolarından arkadaşlarım burada. Şunu açıklıkla ifade edeyim: Emeğin, alın terinin değerli olduğunu biliyorum. Emek harcanarak kazanılan bir paranın ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Herkese için aşın ne kadar önemli olduğunu biliyorum ve bunun mücadelesini veriyorum. 63 ilde örgütlenen Emek Büroları, umuyorum sayılarını 81’e çıkarırlar ve Türkiye yeniden emeğin ne kadar değerli olduğunu anlamış olur, bazı siyasetçilerin de kulağına küpe olmuş olur. Şunu ifade edeyim: Cumhuriyet Halk Partisi olmasaydı, taşeron işçilerin durumunu hiçbir siyasi parti ağzına dahi almayacaktı. Ne zamanki biz taşeron işçilerin haklarını savunduk, onlar “Biz de onların haklarını savunuyoruz” demeye başladılar, ama şu ana kadar vadettikleri haklarını yerine getirmediler. Sözüm söz, taşeron işçilerin haklarını teslim edeceğiz; onlara toplu sözleşmeli, sendikalı haklar sağlayacağız. Herkes bundan emin olsun.

Değerli arkadaşlarım, Kocaeli eski Büyükşehir Belediye Başkanımız Sefa Başkan aramızda, ama hâlâ hakkını arıyor. Onu mahkûm edenlerin tamamı şu anda ya hapisteler veya görevlerine son verildi. Haksız bir infazla karşı karşıya kaldı ama hakkını sonuna kadar arayacak. O nedenle Sefa Başkan, siz bir mağdursunuz, biliyoruz; adalet mağdurusunuz, biliyoruz, ama her zaman gönlümüz, yüreğimiz sizinle beraber oldu, endişe etmeyin.

Bizim bir özelliğimiz var, verilmeyecek hesabımız yoktur yeter ki adalet terazisi doğru olsun. Adalet terazisinde denge bozulunca haklı olanlar da bazen hapse girebiliyorlar ama biz, sonuna kadar haklılığımızı kanıtlamak için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Dün İzmir’de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız ve 129 çalışanı beraat etti. 2011’de bir operasyon yapılmıştı, iki ayrı operasyon. İzmir Büyükşehir Belediyesinin başarılarından rahatsızlık duyuyorlardı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanını ve çalışanlarını hapse atmak istiyorlardı. Sahte deliller ürettiler, gizli tanıklarını devreye koydular, Sayın Aziz Kocaoğlu 397 yıl hapis cezasıyla yargılandı. Dün kendisi ve arkadaşları beraat etti.

Değerli arkadaşlarım, Aziz Kocaoğlu’ndan niye rahatsızlık duyuyorlardı? Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesinin uluslararası kredi notu Türkiye Cumhuriyeti devletinin kredi notundan daha iyi. Bir daha söylüyorum, sağır kulaklar duysun, İzmir Büyükşehir Belediyesinin uluslararası kredi notu Türkiye Cumhuriyeti devletinin kredi notundan daha iyi. İstanbul, İzmir ve Ankara’da metro yapılıyordu, metro inşaatları vardı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı havlu attı “Ben yapamıyorum” dedi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı da havlu attı “Ben yapamıyorum” dedi, yıllardır sürüncemede. Ulaştırma Bakanlığı devraldı, yapıyor ama İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı bütçeleri bu iki kentin bütçesine göre daha düşük olmasına rağmen “Ben yapacağım” dedi. İstanbul’un üçte bir fiyatına, Ankara’nın yarı fiyatına İzmir metrosunu yaptı. Bu başarı küçük bir başarı değil. Ankara’yı ve İstanbul’u gölgede bıraktı. Ne olması gerekiyordu? Aziz Kocaoğlu’nun bu başarılarından ötürü yargılanması gerekiyordu. 2011, 2017 ve beraat etti. Bizim belediye başkanlarımıza her zaman saygımız var. Belediye başkanı arkadaşlarıma her gittiğim yerde şunu söyledim: Seçildiğiniz andan itibaren bulunduğunuz beldede hiçbir vatandaşı ötekileştirmeyeceksiniz. Bana oy verdi, vermedi ayrımcılığına tabi tutmayacaksınız. Herkesin ayağına hizmet götüreceksiniz çünkü bizim felsefemiz insana hizmettir ve bizim belediye başkanlarımız da bu çerçevede çalışıyorlar.

28 ŞUBAT DARBESİNE NE KADAR KARŞIYSAK 20 TEMMUZ DARBESİNE DE O KADAR KARŞIYIZ

Bugün 28 Şubat, 28 Şubat’ta bir post modern darbe yaşamıştı Türkiye. Bazı kişilerin, öğretim üyeleri, öğretmenler, kamu görevlileri ya inançları veya siyasal fikirleri dolayısıyla devletin dışına itilmişlerdi. Açık ve net söylüyorum, herkes bilsin, herkes duysun: Herkesin görüşüne saygımız var, herkesin inancına saygımız var, herkesin kimliğine saygımız var. Devlet dediğiniz kurum vatandaşına hizmet eder, elinde sopayla vatandaşını dizayn etmez. 28 Şubat darbesine ne kadar karşıysak 20 Temmuz darbesine de o kadar karşıyız. Arkadaşlar bir kıyaslama yaptı. 28 Şubat’ta görevine son verilen öğretmenlerin sayısı 3 bin 527,  20 Temmuz sonrası görevine son verilen öğretmenlerin sayısı 30 bin 470! 3 bin 500, 30 bin 500! Yükseköğrenim kurumlarından ihraç edilen akademisyenler 28 Şubat döneminde 139 kişi,  20 Temmuz darbesinden sonra üniversitelerden atılan akademisyen sayısı 4 bin 811. Emniyet mensubu 28 Şubat döneminde 331, 20 Temmuz darbesinden sonra görevine son verilen emniyet mensubu 24 bin 568. 150’yi aşkın gazeteci hapiste. Çoğu gazeteci mahkeme önüne çıkamıyor çünkü iddianamesi hazırlanmıyor, özellikle hazırlanmıyor içeride kalsınlar diye. Kendilerini savunacaklar, neyle suçlandıklarını bilmiyorlar.  20 Temmuz darbesinden sonra kamudan ihraç edilen personel sayısı 127 bin kişiyi aştı. Hapishaneler tıka basa dolu. 

BİZ MAĞDURA SAHİP ÇIKIYORUZ, DARBECİLERE DEĞİL!

Mağdur ailelerin sayısı 1 milyonu aştı arkadaşlar. Biz, mağdur ailelere sahip çıktığımız zaman bizi suçluyorlar “Siz FETÖ’ye sahip çıkıyorsunuz” diyorlar. Biz mağdura sahip çıkıyoruz darbecilere değil. Bakın bir örnek vereceğim size. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında görevli bir uzman çavuş, 13 yıl doğu ve güneydoğuda terörle mücadele etmiş, 13 yıl dile kolay. İbrahim Cirtil’in önce görevine son veriliyor, hapse atılıyor, maaşı kesiliyor. Eşi kanser değerli arkadaşlarım. Sosyal güvenliği olmadığı için eşi kanser tedavisi göremiyor çünkü sosyal güvenlik kurumu kendi sigortalığınızı iptal etmiş durumda. Bütün arkadaşları toplanıp kanser ilaçlarını alıyorlar tedavisi için. Şimdi, bunun hakkını savunmayacaksınız da kimin hakkını savunacaksınız? Bir insan göz göre göre ölüme gönderilebilir mi? Bunların yaptıklarıyla 12 Eylül darbesinden sonra yapılanlar aynı değil midir? Hiç unutmuyorum, Ruhi Su kanserdi, yurt dışına tedavi için gitmek istedi, pasaport vermediler ve Ruhi Su’yu yurt dışına göndermediler. Aynı mantık, aynı mantık, darbeci mantık, her şeyi ben bilirim mantığı. Ben elimde sopayla insanları dizayn ederim mantığı. Bütün mağdur ailelere sesleniyorum, 1 milyonu aşkın mağdur ailelere sesleniyorum: Sizin hakkınızı, bizi neyle suçlarlarsa suçlasınlar sizin yanınızda olacağız, hiç endişe etmeyin.

Pek çok akademisyenin görevine son verdiler. İbrahim Kaboğlu, Anayasa hukuku hocası. Sadece Türkiye’de üniversitelerde ders vermiyor, Fransa’da da ders veriyor. Üniversiteden attılar, pasaportuna el koydular, yurt dışına gidip üniversitede ders veremiyor. Ben diyorum ya Türkiye’yi yarı açık cezaevine döndürdüler diye. Buna itiraz ediyorlardı. Sen pasaportunu alırsan nedir bunun anlamı? Sadece Türkiye’de kalacaksın, Türkiye içinde oturacaksın, gezeceksin ama yurt dışına asla çıkamayacaksın, senin cezaevi sınırların Türkiye sınırları. Kaboğlu’nun ne günahı vardı? “Efendim, kurunun yanında yaş da yanar” diyor Sayın Binali Yıldırım. Sayın Başbakan diyor ki “Hata olmuş olabilir, kurunun yanında yaş da yanmış olabilir” Nereden nereye geldik, biliyor musunuz? Hz. Ömer’in “Dicle’nin kenarında bir koyun kaybolsa sorumlusu benim” anlayışından “ insanları da biz hapse atabiliriz” anlayışına geldik. Nasıl bir mantık bu arkadaşlar, nasıl bir mantıktır? 20’ye yakın intihar var. En son Adana’da bir öğretim üyesi üniversiteden atıldı, iş aradı bulamadı ve sonunda intihar etti. Hangi vicdan kabul eder bunu? Hangi ahlak kabul eder bunu? Hangi inanç kabul eder bunu? Hangi din, hangi iman kabul eder bunu? Bunları söyleyeceğiz, sonuna kadar söyleyeceğiz.

KRİZ DÖNEMLERİNDEN DAHA YÜKSEK BİR İŞSİZLİKLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Diyorum ya, Türkiye iyi yönetilmiyor arkadaşlar. Çok basit bir örnek vereceğim. 15 yıldır iktidardalar değil mi, 15 yıl önce insanlar kömüre muhtaçtı, 15 yıl geçti yine kömüre muhtaçlar. Şimdi, kömüre muhtaç olan ailelere seslenmek istiyorum: Ya, on beş yıldır sizin geliriniz artmadı mı? “Geliri 3 kat artırdık” diyorlar. Gelir 3 kat arttıysa bu aile neden kömüre muhtaç? Kendi gelirleri 6 kat arttı, muhtaç ailelerin geliri artmadı, onlar yine kömüre muhtaç. Sakın şunu anlamasınlar, gidip propaganda yapmasınlar. Efendim, bunlara kömür verilmesin! Hayır efendim, kömür de verilsin, doğal gaz da verilsin, her tür imkân sağlansın ama önemli olan kişinin gelirini yükseltip kimseye muhtaç hâle getirmemektir, asıl amaç budur. Bunu yapacaksınız siz. Gelir 3 kat arttı diyorsan, o zaman bu ailelerin geliri niye artmıyor? Ne günahı var bu ailelerin? Neden artmadı bu ailelerin geliri?

Değerli arkadaşlarım, sorunlarımız büyük, ekonomide sorunlarımız var, dış politikada sorunlarımız var, eğitimde sorunlarımız var, her alanda sorunlarımız var. “On beş yılda gelir 3 kat arttı” diyorlar, 6,5 milyon işsizimiz var. Nasıl oluyor bu? Gelir artması ne demektir? Üretim demektir, istihdam demektir. Kriz dönemlerinden daha yüksek bir işsizlikle karşı karşıyayız şimdi, nasıl oluyor bu? Demek ki Türkiye iyi yönetilmiyor. Birileri için Türkiye cennet, birileri için Türkiye cehennem konumunda. Şunu sormak gerekiyor: Madem kişi başına gelir 3 kat arttıysa, gelir on beş yılda 3 kat arttıysa neden çiftçiler 2 Trakya büyüklüğünde bir alanı ekmiyorlar? Niye buğday, mısır ekmiyorlar? Biz bunları niçin dışarıdan getiriyoruz? Bu soruların sorulması lazım. “Efendim, istikrar gerekiyor” diyorlardı. “İstikrar için bizi tek başımıza iktidar yapın” diyorlardı. On beş yıldır tek başınıza iktidarsınız, istikrarsa buyurun istikrar, daha bundan büyük istikrar mı olur? On beş yıldır Parlamentoda çoğunluğunuz var, on beş yıldır hükümetsiniz, on beş yıldır arzu ettiğiniz kanunu çıkarıyorsunuz, on beş yıldır istediğinizi yapıyorsunuz. On beş yılın sonunda ne oldu? İşsizlik arttı. Terörsüz bir Türkiye devraldınız, Türkiye kan batağı içinde şimdi, ne oldu on beş yılda? Bütün komşularımızla aramızı bozdunuz.

GEL, SURİYELİLER İÇİN REFERANDUMA GİDELİM

Şimdi Türkiye’de kaç Suriyeli var belli değil, kimse bilmiyor. Rakamlar muhtelif, kimisi 1,5, kimisi 2,5, kimisi 3,5 milyon Suriyeli var diyor. Sayı, emin olun 4 milyondan az değil.  Değerli arkadaşlarım, bizim gençlerimiz, çocuklarımız Suriye için Suriye’de şehit oluyor. Bizim çocuklarımız, bizim evlatlarımız, Anadolu’nun gariban ailelerinin çocukları Suriye için gidiyorlar, Suriye’de şehit oluyorlar. Onların gençleri? Türkiye’de. Nasıl oluyor bu? Üstelik iş bulup çalışıyorlar. Bizim evlatlarımız, bizim çocuklarımız işsiz, onların işi var; sigortaları yok, düşük ücretle çalışıyorlar, bizim çocuklarımıza iş kapısı kapanmış durumda. Nasıl oluyor bu? İşsiz genç arkadaşım, hâlâ isyan etmeyecek misin? Hâlâ demeyecek misin “Artık yeter, ben bu düzene hayır diyorum” demeyecek misin? Hayır diyeceksin. Hadi diyelim ki Suriyeliler geldi, olabilir, savaştan kaçtılar, hiç itirazım yok, alırsın kamplarda tutarsın. 81 ilde Suriyeli var arkadaşlar, bunları niye kamplarda tutmuyorsun? Bakalım bunlara kamplarda, yemeğini, aşını verelim. Esnafın yanında iş yeri açıyor. Açsın mı? Açsın. Bizim esnafımız vergi veriyor, Suriyeli esnaf vergi vermiyor. Bu mudur rekabet? Esnaf kardeşim, hâlâ uyanmadın mı? Sen de hâlâ bu düzene “Hayır” demeyecek misin? Sen de hayır de.

Şimdi diyorlar ki “Suriyelilere vatandaşlık hakkı vereceğiz.” İnsaf ya! İnsaf! Vatandaşlık hakkını niye veriyorsun, hangi gerekçeyle veriyorsun? İstiyorsa sözüm söz, Suriyelilere vatandaşlık verilsin mi, verilmesin mi referanduma gidelim, bu kadar açık, bu kadar net. Hep demiyorlar mı “Millet bilir, millet bilir…” Milletten korkma kardeşim, gel, Suriyeliler için referanduma gidelim. Milletten korkmayacaksınız, korkmayacaksınız, bizim gibi.

Suriyeliler için kaç lira harcadık? 36 milyar lira, eski parayla 36 katrilyon lira. Bizim vatandaşımız hastaneye gider sıra bekler, Suriyeli sıra beklemez. Bizim vatandaşımız hastanede, eczanede para öder, Suriyeli ödemez yani bizim vatandaşımız kendi ülkesinde ikinci sınıf vatandaş. Sevgili vatandaşım, bu düzene hâlâ “Hayır” demeyecek misin?

RAKKA’YA GİDELİM Mİ, GİTMEYELİM Mİ, GEL REFERANDUM YAPALIM

Şimdi tutturmuşlar “Rakka’ya gideceğiz.” Birileri talimat vermiş. Onlara göre, üst akıldan talimat aldılar, Rakka’ya gidecekler. Söylüyorum, Rakka’ya gidelim mi, gitmeyelim mi gel referandum yapalım, millete soralım: Rakka’ya bu ülkenin, Anadolu’nun gariban çocukları gitsin mi, gitmesin mi? “Milletin sözünü dinleyeceğim” diyorsun, gel beraber gidelim millete, soralım millete. Benim evladım Rakka’ya gitsin mi, gitmesin mi? Anadolu’nun gariban çocukları Rakka’ya gidecek, orada şehit olacak, beylerin çocukları Ankara’da, İstanbul’da paraları istif edecekler, dolarları istif edecekler, onlara bir şey olmayacak.

KENDİ ÇOCUKLARINA İSTİKBAL HAZIRLIYORLAR

Şimdi de gençlerimizi kandırmak için 18 yaşında milletvekilliği getirdik diyorlar, gençlerimiz 18 yaşında milletvekili olacak! 18 yaşındaki çocuğun babası diyor ki “Ya, benim çocuğum işsiz kardeşim. Sen, önce ona bir iş bul, önce bir iş ver; oturup çalışsın, milletvekilliğini ben istemiyorum, ben iş istiyorum, çocuğuma iş istiyorum.”  Peki, bu 18 yaş milletvekilliğini kimin için getiriyorlar? Kendi çocukları için. Bakınız değerli arkadaşlarım, bakkalın 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olacak mı? Hayır. Manavın 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olabilecek mi? Hayır. Çiftçinin 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olabilecek mi? Hayır. Memurun 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olabilecek mi? Hayır. İşçinin 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olabilecek mi? Hayır. Ama mutlaka taşeron işçisinin 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olur, öyle mi? Olmaz. Bunlar kendi çocuklarına istikbal hazırlıyorlar ve söylediler, söyledikleri için de teşekkür ettim. “18 yaşındaki çocuklarımızı milletvekili yapacağız, askerlikten de ömür boyu muaf tutacağız.” Genç arkadaşım, hâlâ bu düzene “Hayır” demiyor musun? Hayır, demen lazım…

NE KADAR ÇOK İŞSİZ OLURSA, BUNLAR O KADAR MEMNUN OLUYOR

İşsizlik almış başını gidiyor. Bakın size bir şey anlatayım. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık bir televizyon programına çıkmış ve şu açıklamayı yapıyor: “Türk Silahlı Kuvvetlerine 30 bin personel alınacağını açıkladık.” Şu cümle ona ait: “Çok sevindirici olan, şu 30 bin kişilik alım için 534 bin kişinin müracaatı oldu.” 30 bin kişi için 534 bin kişi başvurmuş, bunun için seviniyor. Ya, bu senin işsizliğinin hangi boyutlarda olduğunu gösteriyor yani 1 milyon işsiz kişi başvursa daha da memnun olacak. Ne kadar çok işsiz olursa bunlar o kadar memnun oluyorlar. Akıl mantık alacak şey değil değerli arkadaşlarım. Bizim derdimiz bunlar. Batman’da 1 400 geçici işçi alınacak, bakın geçici işçi, başvuran 24 binden fazla kişi. Rize’de –bugün gazetelerde var- Türkiye İş Kurumu’nun Rize İl Müdürlüğü izdiham hâlinde. Geçici işçi, çalışacak, asgari ücret alacak, büyük paralar da yok burada. Bunun için insanlar birbirini eziyor. Bu tabloya hâlâ “Hayır” demeyecek misin sevgili vatandaşım?

ÜLKENİN BU KADAR SORUNU VARKEN NEDEN REJİM DEĞİŞİKLİĞİ?

Bizim derdimiz bunlar, bu sorunların çözülmesi lazım. Hükümete diyoruz ki bu sorunların çözülmesi için bize ne düşüyorsa biz hepsini yaparız. Meclise kanun mu getireceksin, destekleriz; her türlü desteği veririz yeter ki işsizliği önleyin. Bunun için ne yaparsanız her türlü desteği veririz, ama onlar bütün bunları unutmuşlar “Tek adam rejimi kuracağız” diyorlar. “Parlamenter demokratik sistemden vazgeçiyoruz, tek adamı rejimi kuracağız” diyorlar. Benim için Türkiye’nin hiçbir sorunu önemli değil, bir kişinin sorunu benim için çok önemli, ben Türkiye’yi gerekirse tek adama feda ederim mantığıyla yola çıkmış vaziyetteler. Benim aklımın almadığı konu da budur değerli arkadaşlar. Ülkenin bu kadar derdi, bu kadar sorunu varken neden rejim değişikliği?

BU PARLAMENTER SİSTEM HANGİ ENGELİ GETİRDİ SİZİN ÖNÜNÜZE?

Şimdi ben vatandaşlarıma soruyorum: Sevgili vatandaşlarım,  işsizliği yani bunlar işsizliği çözmek için mücadele ettiler de Parlamenter sistem mi buna engel oldu? Terörü bitirmek için her türlü çabayı gösterdiniz de size parlamenter sistem mi engel oldu? Siz, bütün komşularla dost olmak istediniz de size parlamenter sistem mi engel oldu? Siz, Avrupa Birliği ile uyum yasalarını Meclise getirmek istediniz de parlamenter sistem mi size engel oldu? Siz, çiftçinin mazotundaki KDV’yi, ÖTV’yi sıfırlamak istediniz de parlamenter sistem mi buna engel oldu? Siz, GAP Projesini, sulama yatırımlarını yapmak istediniz de parlamenter sistem mi engel oldu size? Siz, eğitim sistemini düzeltmek istediniz de parlamenter sistem mi size engel oldu? Bu parlamenter sistem hangi engeli getirdi sizin önünüze. Değerli arkadaşlarım bakın, eğitim dedim de gerçekten içimizi acıtan bir rakam vermek isterim. Birleşmiş Milletlerin yayınladığı Bilişim ve İletişim Teknolojisi Endeksi var, dünya ülkelerinde sıralanıyor. 2007’de Türkiye bu sıralamada 59’uncu sırada, 2016’da 70’inci sıraya gerilemiş, 11 sıra gerilemiş; eğitim sistemi tam bir felaket. Biz, illa tek adam rejimi olsun derken, 15 Şubat 2017’de Hindistan uzaya roketle 104 nano uydu gönderdi ve bir dünya rekorunu kırdı. Biz neyle uğraşıyoruz? Allah aşkına biz neyle uğraşıyoruz? Çocukların eğitim sistemi düzelsin diye onunla mı uğraşıyoruz? Çiftçinin mazotundaki vergiyi nasıl kaldırırız onunla mı uğraşıyoruz? Efendim, işsizliği nasıl çözeceğiz diye onunla mı uğraşıyoruz? Terörü nasıl bitireceğiz diye onunla mı uğraşıyoruz? 17 milyon yoksulumuz var, onlarla mı uğraşıyoruz? Hayır, onları bir tarafa bırakmışız, onlarla uğraşmıyoruz. Tek adama her türlü imkânı verelim diyorlar.

VATANDAŞI TERÖRİST OLARAK SUÇLAYANLAR, TERÖR ÖRGÜTLERİNE YARDIM VE YATAKLIK YAPANLARDIR

Bir soru daha sorayım: Siz köprü yaptınız, yol yaptınız, baraj yaptınız da parlamenter sistem size engel mi oldu? Hiçbir şey olmadı, engel de olmadı. Peki o zaman neden tek adam rejimi? Hangi gerekçeyle tek adam rejimi? Neden bu Anayasa değişikliğine millet “Evet” desin? Bir Allah’ın kulu çıkıp anlatsın ya, “şunun için evet deyin sevgili vatandaşlarım” desin. Buldukları tek şey var “Hayır oyu kullananlar teröristtir” bu kadar. Kamuoyundan büyük tepki alınca bundan vazgeçtiler. Bunu söyleyen adamlar, yani vatandaşı terörist olarak suçlayan adamlar, terör örgütlerine yardım ve yataklık yapanlardır. İşin garip tarafı da bu. Şimdi, soruyoruz, neden tek adam rejimi? Bütün yetkiler neden bir adama verilsin? Soruyoruz, neden 600 milletvekili? 550 milletvekili neyinize yetmiyor da milletvekili sayısını 600’e çıkarıyorsunuz? Neden Millet Meclisini fesih yetkisini veriyorsunuz? Milli iradeyi temsil eden bir Parlamentoya saygı göstereceğinize, Parlamentoyu büyüteceğinize, güçlendireceğinize bir kişiye diyorsunuz ki “Sen sabah kalkıp Meclisi feshedebilirsin, sana bu yetkiyi veriyorum.” Niye bu yetki veriliyor? Hangi gerekçeyle bu yetki veriliyor?

Taraflı Cumhurbaşkanı, hangi gerekçeyle Cumhurbaşkanı taraflı olacak ve hangi gerekçeyle gelecek ve yemin edecek? Bir partinin genel başkanı nasıl hâkim tayin edecek? Ve o hâkim nasıl tarafsız olacak? Bunların cevabını bekliyoruz. Bunların cevabını sadece ben değil, vatandaş olarak hepiniz bu soruların cevabını bekleyin, sorun.

AKIL AKILDAN ÜSTÜNDÜR

Biz Parlamento güçlü olsun niye diyoruz? 550 milletvekilinin olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi milli iradeyi temsil ediyor, niye onu güçlendirelim diyoruz? Çünkü ortak akıl burada. Kanun teklifi gelir, araştırmalar yapılır; hükümet gelir buradan güvenoyu ister; milli iradeden güvenoyu ister. Bunları kaldırıyorsunuz, neden? Hangi gerekçeyle kaldırıyorsunuz? “Akıl akıldan üstündür” diye bizim çok güzel bir lafımız var. Yine, çok güzel bir sözümüz var “Beşer şaşar.” Beşeriz, şaşarız, hata yaparız değerli arkadaşlarım. Aileden birisi hata yaparsa faturayı aile öder. Peki, tek adam rejiminde bir kişi hata yaparsa faturayı kim öder? 80 milyon öder. Bir kişi “Hadi arkadaşlar, savaş ilan ediyorum.” Bir kişi Meclisi feshetti. Bir kişi, istediğim kadar başkan yardımcısı tayin edeceğim. Afganistan’da başkan yardımcısı sayısı kaç biliyor musunuz? 2. Yazılı, 2 kişi ve seçimle gelirler. Bizde seçimle gelmeyecek, kaç kişi olacağını da kimse bilmiyor; kaç bakan olacağını da kimse bilmiyor. Bize diyorlar ki “Gidin, buna evet oyu kullanın.” Niye kardeşim? Bana mantıklı bir gerekçe göster, gidip evet oyunu ben de vereyim. Ama ben sana yüzlerce mantıklı gerekçe gösteriyorum sevgili vatandaşım, git, namusunla, şerefinle, onurunla hayır oyunu kullan diyorum, huzur içinde hayır oyunu kullan diyorum.

TÜRKİYE BÖYLE BİR MACERANIN İÇİNE SÜRÜKLENMEMELİ

Diyorlar ki “Efendim, olur mu? Hata yapan adamı millet oraya seçer mi? Siz millete güvenmiyor musunuz?” Değerli arkadaşlarım, yıllar yılı Orhan Gencebay’ın çok güzel bir şarkısını dinledik ve zaman zaman da söyledik “Hatasız kul olmaz” diye. Evet, hata insana mahsus bir kavramdır arkadaşlar. Kimse unutmasın, hata insana yani beşere ait bir kavramdır. Hatasız kul olmaz. İnsanlar hata yapabilir. Önemli olan hatadan ders çıkarmaktır. Bakın bir kişiye devleti teslim ettiğiniz zaman ne olacak biliyor musunuz? Bir kişiye devleti teslim ederseniz ve o bir kişiyi herhangi bir güç yanıltırsa, kandırırsa devleti 24 saatte ele geçirir, bakın 24 saatte ele geçirir. 24 saat uzun aslında, 12 saatte ele geçirir. Niçin, biliyor musunuz? Çünkü kararname çıkarma yetkisi var. Bütün valiler, bütün büyükelçiler, bütün komutanlar, bütün kaymakamlar, bütün müftüler, bütün polis müdürleri, amirleri istenirse bir öğleden sonra bir kararnameyle tamamı değiştirilir. Sizin öyle ince ince çalışmanıza hiç gerek yok. Bir adam üzerinde çalışacaksınız, kandıracaksınız ve bu olacak. Böyle bir maceranın içine Türkiye sürüklenebilir mi? Sürüklenmemeli değerli arkadaşlarım, sürüklenmemeli.

Değerli arkadaşlarım, sadece ve sadece hata kavramı dünyada canlılardan insana mahsustur. Aslan aç kaldığında gidip ceylanı yakalayıp yediğinde aslana hata yaptı diyor muyuz? Demiyoruz çünkü iç güdüleriyle hareket eder, ama insanoğlu aklıyla hareket eder, aklı zekâsı vardır, dolayısıyla o hazineyi kullanmak ister insanoğlu. “Akıl akıldan üstündür” niye diyoruz? Çünkü birisinin görmediğini bir başkası görebilir; birisinin duymadığını bir başkası duyabilir; birisinin tecrübe edip yaşadığını bir başkası yaşamamış olabilir. O nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi çok önemlidir, o nedenle. Bu Meclis Milli Kurtuluş Savaşını yönetmiştir. O nedenle biz bu Meclise “Gazi Meclis” unvanını veriyoruz. Şimdi yetkileri elinden alınıyoruz. 

“BU KADAR YETKİYİ EVLİYAYA VERSEN EVLİYAYI AZDIRIRSIN”

Değerli arkadaşlarım, Sayın İlhan Kesici’nin güzel bir sözü vardı Anadolu’da söylenen “Bu kadar yetkiyi Evliyaya versen Evliyayı azdırırsın” diye. Aynı tabloyla karşı karşıyayız. Bu kadar yetkiyi Evliya’ya versen Evliya’yı azdırır. Bu kadar yetki bir kişiye verilemez arkadaşlar, doğru da değildir. Devletin sigortası vardır, supabı vardır. Kullandığımız araba da bile yedek lastik olması lazım, yedek lastik olmadan sizi yola çıkarmazlar. Apartman yönetiminde yönetim kurulu var arkadaşlar. Muhtarlıkta ihtiyar meclisi var. Nasıl bir anlayıştır ve nasıl bir maceranın içine Türkiye sürüklenmektedir. Bütün vatandaşlarımın bunu bilmesini isterim. Aramızda muhtarlar var. Bir kararname çıkarırlar “muhtarlığı kaldırdım” derler. Ben eminim, şimdi diyecekler ki “Olur mu efendim, muhtarlık kalkar mı?” Yarın miting meydanlarında –olmasa bile- şunu söyleyeceklerdir: “Ya, ben öyle yetki aldım ki Türkiye Büyük Millet Meclisini bile feshediyorum kardeşim, muhtarlığı niye feshetmeyeyim? Muhtarlığı da feshederim” diyecek. “Ben istediğim bakanlığı istediğim zaman kaldırıyorum, istediğim zaman yeni bakanlık kuruyorum, istediğim kadar bakan tayin ediyorum, istediğim kadar cumhurbaşkanı yardımcısı tayin ediyorum, muhtarlığı mı kapatmayacağım?” diyecek. Doğru. Muhtar kardeşlerime sesleniyorum: Bu kadar yetkiyi bir kişiye verirseniz birisi gelir sizin muhtarlığın kapısına anahtarı asar. Hâlâ “Hayır” demeyecek misin sevgili muhtar kardeşim?

EVET OYUNUN VEBALİ AĞIRDIR

Annelere sesleniyorum: Sevgili anneler, çocuklarınızın sizin için ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Siz çocuklarınızı nereye gittiğini bilmediğiniz bir trene bindirir misiniz? Sonunun ne olacağını bilmediğiniz bir yolculuğa gönderir misiniz? Yoksa dağın ötesindeki felaketi görüp bugünden tedbir mi alırsınız? Onun için bu işin “Evet” oyunun vebali ağırdır. Bakın bir daha söylüyorum: Evet oyunun vebali ağırdır. Çocuklarınıza, bayrağınıza, vatanınıza saygı duyuyorsanız bu işin tek yolu vardır, bu kadar yetki bir kişiye verilmez “Hayır” diyeceksiniz.

HAYRA DAVET EDİYORUM

Hayır oyunun vebali var mı? Hiçbir vebali yok. Hayır oyunu huzur içinde kullanabilirsiniz çünkü hayır oyu verdiğiniz zaman bildiğiniz bir yol var. En kestirme yol nedir? Bildiğiniz yoldur, öyle değil mi? Ben söylemiyorum bunu, yüzyılların birikiminden süzülüp gelen bir sözdür bu. Her vatandaşımız söyler “En bildiğin yol, en yakın yol en iyi bildiğin yoldur” Parlamenter demokratik sistem en iyi bildiğimiz yol. Cumhurbaşkanı yerinde, başbakan yerinde, bakanlar yerinde, valiler yerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi yerinde; yani sonunun ne olacağını biliyoruz, ama “Evet” olursa sonunun ne olacağını kimse bilmiyor ve Türkiye derin ve sonu belli olmayan bir maceranın içine sürükleniyor. Her vatandaşımın, her annenin, çocuklarını seven her annenin bunu düşünmesi lazım. Bu bir parti meselesi değildir arkadaşlar. Bu, hepimizi ama hepimizi -hangi partiden olursak olalım- hepimizi ilgilendiren bir konudur. Demokrasi benim için de geçerli, demokrasi benim gibi düşünmeyen insan için de geçerli, her siyasi parti için demokrasi geçerli olmalıdır. Olaya bu çerçevede bakmamız lazım değerli arkadaşlarım. Hayır oyu kullanmanın güzel bir huzuru vardır ve bereketi vardır. Bilinen yoldan dönmemek, o yolu sağlamlaştırmak, güzelleştirmek varken bilinmeyen bir yola neden bu milleti sürüklüyoruz? O nedenle bilinmeyen bir yola sürüklenmemek umuduyla hepinizi hayra davet ediyorum.